soru 0. Evren’in başlangıcı nedir?
cevap 0. güzel soru. kısa cevap şu, bilmiyorum. hatta, biraz iddialı olmak gerekirse, şu anki algımız, teknolojimiz ve teorilerimize dayanarak bu küçük bilgi parçası kimse tarafından bilinemez. sebebini anlatmak için öncelikle Planck denilen bir fizikçiye başvurmamız lazım. bu zat, herhangi bir insani ölçüm sistemine bağımlı olmayan “doğal birimler” diye bir kavram ortaya çıkartmış. bu “doğal birimler” tüm fiziksel ölçümler için kullanılabilir ancak bizim şu an ilgileneceğimiz Planck uzunluğu tabir edilen birim.
Planck uzunluğu yaklaşık olarak şöyle tanımlanır, Schwarzschild yarıçapı Compton dalga uzunluğuna eşit olan bir karadeliğin yarıçapı 1 Planck uzunluğuna eşittir. burası gerçekten zor, geçelim şimdilik; Planck uzunluğu yaklaşık olarak 10-35 metredir, yani çok ufaktır. Planck süresi ise, ışığın bu uzunluğu geçmek için harcadığı zamana denir, ve dolayısıyla yaklaşık 10-44 saniyeye eşittir.
şu geçtiğimiz paragraf hakkında daha çok okuma isteği ve iradesi olan insanları bir selam edip, esas noktaya dokunuyorum. bu Planck süresi denilen zaman birimi, algılanabilecek en ufak zaman birimidir. bundan ufak bir sürede gerçekleşen herhangi bir olay algılanamaz, ve bunu dediğimde bana inanmanızı istirham etmek zorundayım, yoksa karadelik mekanizmasını da tartışmamız gerekecek. sonuç olarak t1 anında eğer Büyük Patlama (Big Bang) gerçekleşti ise, ve bizim aradığımız ondan önce, bu çok yoğun, çok sıcak maddenin nereden geldiği ise, t0 anına gitmemiz gerekir. Evren bu sırada çok ufak olduğundan, Kuantum Teorisi’nin fiziksel kuralları ve Planck’ın doğal birimleri mevzuubahis olmaya başlar. t0 anı ile t1 anı arasında bir Planck süresinden kısa bir zaman geçtiğinden dolayı, orada ne olduğunun bilinebilmesi şu an itibarı ile, basitçe, imkansızdır.
eğer Kuantum Teorisi ile Genel Görelilik Teorisi’ni birleştirebilir isek -çünkü Planck süresinin geçerli olduğu Evren’de böyle bir evliliğe ihtiyacımız var- işte o zaman bu sorunun cevabı verilebilir. yine de, günümüzün bilimadamlarının tahminlerine göre, Evren’in yaratılma ihtiyacı duymadan ortaya çıkmış olduğunu varsaymak mantıklı olan yorum olacaktır.
soru ∞. sonsuzluk nedir?
cevap ∞. bunun cevabını biliyorum. öncelikle şundan bahsetmeliyiz, sonsuzluk bir sayı değildir. çok çok çok büyük bir sayı da değildir. düşünebileceğimiz, hayal edebileceğimiz en büyük sayı hiç değildir. çünkü, her zaman için, herhangi bir sayıya 1 (yazıyla bir) ekleyerek daha büyük bir sayıya ulaşmamız mümkündür. sonsuzluk, matematiksel bir kavramdır, ve de sınırsız büyüklüğü ifade eder.
sonsuzluğu bir benzetme için katl etmek gerekir ise, örneğin duvarları, tabanı, tavanı, pencereleri, kapısı olmayan bir odaya benzetebiliriz. bu örnek gerçekten sonsuzluk kavramının ne kadar farklı bir boyutta olduğunu anlatmaya yetebilir. yetmeyedebilir ama her şekilde anahtar kelimenin “sınırsızlık” olduğunu hatırlatmak isterim.
matematiksel olarak, sonsuzluğun bir çok ilginç kullanımı var. bir sayı olmamasına rağmen üzerinde bazı işlemler yapılabiliyor ancak değişik, hislerimize uygun düşmeyen, sonuçlar ortaya çıkıyor. bunlara örneklemeler Calculus 1 dersinde fazlasıyla verilir diye düşünüyorum, ama hadi sizin hatırınıza bir kuple okuyayım size.
“duvarda aleph-sıfır şişe vardı, duvarda aleph-sıfır şişe vardı, biri kırıldı… kaldı aleph-sıfır şişe” isimli ünlü matematikçi şarkısında da belirtildiği üzere, sonsuzluğu sembolize eden sayılar (örneğin aleph-sıfır) üzerindeki işlemler normal aritmetik işlemler gibi çalışmıyor. ilginç bir şekilde, iki farklı sonsuzluğun sayıları (aleph-sıfır ve aleph-bir) birbirleriyle karşılaştırılabiliyor ve biri diğerinden büyük çıkıyor. bu aleph’ler ile ilgili de daha detaylı konuşulabilir, başka bir fırsatta oraya da dokunmaya çalışırım.
başka bir açıdan yaklaşmak gerekir ise, sonsuzluk gerçek manada her hangi bir şeye tekabül eden bir kavram değil. sayıların da böyle olmadığını düşünebiliriz, fakat sayılar bize nicelik ifade edebilen varlıklar; henüz sonsuzluk niceliğine tekabül edebilecek bir varlıkla (varlık kümesi ile) karşılaşmadığımızdan dolayı, ilk bakışta anlamamız iyice zorlaşıyor. bunun üzerine bir de felsefenin kafa karıştırıcı doğasını eklediğimiz zaman, sonsuzluk üzerine tartışması iyice manasız bir kavram haline gelmeye başlıyor.
gerçekte böyle bir kavramın varolduğunu düşünmeyen nacizane hizmetkarınız, bunun tamamen insan aklının bir fabrikasyonu olduğundan neredeyse emindir, matematikte aksiyomatik olarak kullanıldığından kesinlikle emindir. gel gelelim, matematiksel olarak o kadar faydalıdır ki bu kavram, o kadar çok teorinin temelini oluşturmaktadır ki, aslında gerçekte varolmanın o kadar da önemli olup olmadığını da bazen tartmak gerekebileceğini öğrenmiştir bahsi geçen zat.
soru 1. bilimsel metod nedir?
cevap 1. bilimsel metod, kavramları anlamamıza yarayan bir araçtır. ortak bir dil konuşup, birbirimizin kafasını kırmadan ne dediğimizi ortaya koymamızı, anladığımızı anlatmamızı ve bizden sonraki nesillere bunları bırakmamızı sağlayan, insanlık çağları içinde bir çok defa denenmiş metodların sonuncusu, ve bir çok önemli çevreye göre (i.e. ben) de, en başarılısıdır.
bilimsel metodun ne olduğunu tartışmak aslında çok büyük bir mesele değil, çünkü esas öğrenilmesi gereken şey bilimsel metodun kendisi değil, nasıl bilimsel metoda uygun düşünebileceğimiz ve karşımıza çıkan durumları nasıl bilimsel metoda uygun değerlendirebileceğimizdir. kulunuz, köleniz cem yardımınıza koşmayı haliyle kendine bir borç bildiğinden, “çok acil bir şekilde bilimsel metoda uygun düşünmek ve değerlendirmek istiyorum.” diyen cengaverlerin imdadına yetişmek için elinden gelen herşeyi yapmak için burada.
bir hipotez ile bir adem evladı karşınıza çıktığı zaman, (”uzaylılar var.”, “ölümden sonra yaşam var.”, “pozitif enerji diye bir şey var.”) bunu bilimsel metodun eleğinden geçirmek isterseniz, en basit manada, bu eleğin altı (6) tane seviyesi var. inceleyelim:
1.1. yanlışlanabilirlik: bilimsel bir teorinin yanlışlanabilir olması gerekir. aslında bu çok saçma gelebilir size ama, bir kavramın yanlış olmasını düşünemiyorsak, bunu bilimsel bir tartışmada kabul edemeyiz. yanlışlanamayan önermeyi tahlil şöyle edebiliriz, ya o kadar geniş ve manasızdır ki, aslında bir şey denmemiştir bu önermede dolayısıyla yanlışlanamaz, (”bilimsel metod bir gün yanılabilir.”) ya da birden fazla çıkış yolu oluşturularak tartışmada, hipotezin yanlışlanmasına izin verilmeyebilir. (”bugün gezegenler doğru açıda değil, o yüzden pozitif enerjiyi sana aktaramıyorum.”)
1.2. mantıksallık: bir hipotezin mantıksal olarak hem tutarlı hem de sağlam olması gerekir. tutarlılık, tümdengelim sırasındaki çizgi üzerinde hipotezi hataya sürükleyebilecek herhangi bir yanlış olmamasını gerektirir. örneğin, (a) tüm köpekler siyah tüylüdür, (b) Boncuk siyah tüylüdür, (c) o zaman Boncuk bir köpektir mantıksal çizgisi tutarlı değildir, çünkü Boncuk adındaki bir kedi bütün bu sistemi çökertecektir. sağlam olmasını ise şöyle açıklayabiliriz, (a) tüm köpekler siyah tüylüdür, (b) Boncuk bir köpektir, (c) o zaman, Boncuk siyah tüylüdür mantıksal çizgisi tutarlıdır, fakat sağlam değildir, çünkü tüm köpeklerin siyah tüylü olduğunu söyleyemeyiz. yani, bir argümanın bu seviyeyi aşabilmesi için hem mantıksal olarak tutarlı, hem de varsayımlarının sağlam ve doğru olduğuna ikna olmamız gerekir.
1.3. kapsamlılık: bir konuda varolan tüm tecrübeler, deneyler ve gözlemler o konu tartışılırken dahil edilmelidir. eğer karşımızdaki insan bazı bilgileri gözönüne almıyorsa konu ile ilgili, bilimsel metodun ana noktalarından biri atlanmış olacaktır.
1.4. dürüstlük: hipotez hakkında öne sürülen kanıtların her biri kendi kendini kandırma olmadan değerlendirilmek zorundadır. bu aksiyom kapsamlılığa bir açıdan benzemektedir, ama burada dürüstlük, hipotezin tersini gösteren deliller karşısında hipotezin doğru olmadığını kabul edebilecek rasyonel düşünceyi ifade etmektedir.
1.5. tekrarlanabilirlik: en basit, ve en kritik parça. eğer bir hipotez, deneysel veya gözlemsel bir olguya dayanıyorsa, bu deneyin herhangi bir insan evladı tarafından, sayısal olarak limit koyulmadan tekrarlanabiliyor olması gerekir.
1.6. yeterlilik: bir iddiaya ait olan kanıtlar ve deliller o iddianın gerçekliğini ve doğrulunu ifade edebilecek yeterliliğe sahip olmalıdır. bunun için de üç tane ana kuralımız var:
1.6.1. kanıtlama sorumluluğu iddiayı ortaya atandadır.
1.6.2. olağanüstü iddialar olağanüstü kanıtlar gerektirir.
1.6.3. şehadete veya bilirkişiye dayanan kanıt yeterlilik oluşturmayabilir.
birincisinin açıklaması basit, bir kanıtın yokluğu, bir hipotezin varlığını getiremez. (”uzaylıların olmadığı kanıtlanamadı, dolayısıyla varlar.”) ikincisi ve üçüncüsü birlikte düşünülebilecek kurallar, örneğin yolda karşılaşsak ve ben size desem ki “evden çıkmadan gördüm, yağmur yağdı.”, buna kanıt istemeden inanabilirsiniz. ancak yolda karşılassak ve ben size desem ki “evden çıkmadan gördüm, ölümden sonra yaşam vardı.” bu hipotezim için daha ciddi kanıtlar istemekte haklı olursunuz.
sonuç olarak, bu altı ana başlığı günlük hayatınızda uygularsanız elinize herhangi bir şey geçeceğini sanmıyorum. ama olsun, yanıldığım görülmüştür.
not: bundan sonra da “Kritik Sorulara Elimizden Geldiğince Cevaplar” bölümümüzde sorularınıza cevap, yaralarınıza merhem, derdinize deva olmaya çalışacağım inşallah. forum’umuza girerek, üye olarak, bir şeyler yazarak bana ulaşmanız çok mümkün. bekleriz.
cem.